TiyatroRönesans’ta Tiyatro

Aralık 6, 2020
https://www.antesanat.com/wp-content/uploads/2020/12/ronesans-tiyatrosu.jpg

Rönesans tiyatrosu İtalya’da başlamış, ama en önemli ürünlerini Rönesans’ı geç yaşayan İngiltere gibi ülkeler vermiştir. Rönesans’ta doğrudan doğruya tiyatroya ilişkin görüşleri belirten çok az yazı vardır. Rönesans döneminde Antik tiyatro kuralları yaşayan tiyatro oyunlarından bağımsız olarak benimsenmiştir. Ancak tiyatrosu çok gelişmiş ülkelerde yerli tiyatroyu da dikkate alma eğilimi görülür. Rönesans yazar ve eleştirmenleri bu sanatı...

Rönesans tiyatrosu İtalya’da başlamış, ama en önemli ürünlerini Rönesans’ı geç yaşayan İngiltere gibi ülkeler vermiştir. Rönesans’ta doğrudan doğruya tiyatroya ilişkin görüşleri belirten çok az yazı vardır. Rönesans döneminde Antik tiyatro kuralları yaşayan tiyatro oyunlarından bağımsız olarak benimsenmiştir. Ancak tiyatrosu çok gelişmiş ülkelerde yerli tiyatroyu da dikkate alma eğilimi görülür. Rönesans yazar ve eleştirmenleri bu sanatı kilisenin suçlamalarına karşı savunma zorunda kalmışlar, savunurken de tiyatronun eğiticiliğini vurgulamışlardır.

15 ve 16.Yüzyıllarda Avrupa’da Tiyatro

15 ve 16.yüzyıllarda Avrupa’da çok canlı bir tiyatro hareketi görülür. Bu dönemde tiyatro, küçük esnafı da varlıklı orta sınıfı da soyluları da ilgilendirmektedir. Bu sebeple kendini eğlenceli ve anlamlı bir sanat dalı olarak kabul ettirmiştir. Kilisenin uzun yasaklama döneminden sonra ortaçağ sonlarına doğru tiyatronun yine kilisenin kendi içinden doğduğunu biliyoruz. Kilise babaları, dini öğretileri cahil halka daha kolay öğretebilmek için Kutsal Kitaptan bölümleri oyunlaştırdılar. Fakat bu kilise oyunları günden güne büyüdü ve avlulara, kent meydanlarına yayıldı. Daha sonra bu büyüyen etkinlik lonca esnaflarına devredildi ve bu anlatıların içine gülünç eklemeler yapılmaya başladı. Sonrasında ise tiyatro kendi bağımsızlığını oluşturdu. Bu bağımsızlık din adamlarını tedirgin etse de tiyatro halkın sevgisi ve yazarların desteği ile gelişimini sürdürüp kendine yeni konular buldu.

15. ve 16. Yüzyıllarda İspanya’da Lope de Vega, İngiltere’de Christopher Marlowe, William Shakespeare gibi ustalar yetişti. Rönesans dönemi tiyatrosu ortaçağ tiyatrosundan sahne düzeni olarak ayrılır. Rönesans döneminde ilgiyi tek alana toplayan düzen hakimdir. Oyunculuk etkili ve gösterişlidir. Tiyatro yapısı, sahne düzenlemesi ve yazarlık her ülkede farklı gelişim göstermiştir. Bu direk olarak her ülkenin özel toplumsal koşullarına, yönetimine, kültür birikimine ve teknik olanaklarına göre farklı bir gelişme göstermiştir.

İtalya’da mimarlık ve plastik sanatlarının gelişimi, yeni teknik bulgular tiyatro yapılarını ve sahne tekniklerini etkilemiştir. İtalyan Rönesans tiyatrosunun en belirgin özelliği çarpıcı, şaşırtıcı sahne gösterileridir.

Fransa zenginleştikçe İtalyan tiyatrosuna özenmiştir. İleride Fransa tiyatrosu giderek yabancı etkileri kendi gerçekleri ile bağdaştıracak ve bir sonraki yüzyılda Klasik Büyük Fransız tiyatrosunu oluşturacaktır.

İngiltere ve İspanya’da bu dönemde oyun yazarlığı şahlanır,bir çok oyun yazılır ve sahnelenir. İngiltere tiyatrosunun, en büyük yazarlarından Shakespeare bu dönemde ortaya çıkar. Shakespeare oyunlarında öğrenmek ,güçlü olmak ve elde etmek isteyen orta sınıfın tutkuları ile, fedakarlık, sadakat gibi geleneksel erdem ölçüleri çatışır.

Rönesans döneminde orta sınıfın zenginlik ve güçlülük tutkusu oyunların ateşleyici gücünü oluşturur. Güçlülük hayranlık uyandırır, acımasızlık ise korku. Zayıflar değişime ayak uyduramamanın bedelini canları ile öderler.Seyirci acıma ve korku duyguları arasında yalpalar. Rönesans tiyatrosunun gelişimi Shakespeare’de doruğa ulaşmıştır. Onun tiyatrosunda değişmekte olan toplum bünyesinin gizli gücü yansıtılmaktadır.Kent orta sınıfına açıktır ve seyircisi boldur.

Rönesans döneminde aydınlar Antik Yunan tiyatrosunda sergilenen eserlerine geri dönmek, taklitler ile tekrardan bilineni kullanmak, görmek istemişlerdir, fakat bu düşünce benimsenememiş ve çağını doldurmuş Antik Yunan tiyatrosu yeniden doğamamıştır. Rönesans tiyatro eleştirmenleri ve kuramcıları çok açık görüşlü ve özgün fikirli değildirler.Onlar da Antik Yunan kuramcılarının saptadığı tiyatro kuramlarını benimsemişlerdir. Rönesans’ta filizlenen düşünce kendini İlk çağ kültürünün temek yasaları ile sınırlama eğilimindedir. Ortaya Aristocu, Platoncu gibi eski düşüncelere bağlı okullar çıkmıştır.

Rönesans döneminin başında İtalyan tiyatrosu fazla kuralcı bir yola sapmış, klasik ölçülere ve Aristoteles’in zaman, mekan ve eylem birliği ölçütüne bağlı kalma adına uzun bir süre cansız ürünler vermiştir. Gene de Plautus’un açık saçık komedyaları, bu dönemde, Aristo ve Ruzzante gibi iki önemli yazara esin kaynağı oldu. İtalyan tiyatrosuna ulusal bir dil ve yerel karakterler kazandıran bu iki yazardan sonra, İtalyan’ın dünya tiyatrosuna en önemli katkısı olan Commedia dell’arte doğdu. Canlı bir halk tiyatrosu geleneğine dayanan ve farklı öğeleri bütünleştiren Commedia dell’arte edebi bir metne değil, doğaçlama oyunculuğuna dayanan bir tiyatro türüydü. Kökenleri ortaçağ cambazlığına, mime ve fabula Atellana’ya değin götürülebilecek olan Commedia dell’arte’nin yeniliği, topluluk oyununa dayanmasıydı. Rönesans tiyatro düşünürleri tiyatroyu Antik Çağ düşünürlerinin görüşlerini açıklayıp savunarak ele almışlardır. İngiliz, Fransız, İspanyol yazarların öncelikle İtalyan kuramcılardan etkilendikleri görülür. Bu yüzden tiyatro sanatı hakkındaki görüşler, her ülkede benzer formüllerle ifade edilmişti. Fakat İngiltere ve İspanya zaman zaman Antik düşünceden sıyrılmış, yerli yazarlara da eğilmiş, çağdaş oyunları da değerlendirmeye çalışmışlardır.

Tiyatro bir halk sanat olarak gelişti ve orta sınıfın mal olduğu İngiltere ve İspanya gibi ülkelerde yöneticiler, tiyatro çalışmalarını dizginlemek, oyunları sıkı bir denetim altında tutmak açsından kilisenin yanında yer aldılar. Buna karşı aydınlar ve ileri görülü yazarlar tiyatroyu savundular ve bu savunmaların Horatius’un düşüncelerine ve kuramlarına dayanarak yapıtlar. Bu şekilde tiyatronun değerini ve önemini belirttiler.

Klasik kurallardan yola çıkan yazarlar, toplumun doğal gereksinimlerinden do an ve halk beğenisine yönelik olan çoğunluk tiyatrosunu küçümsemişlerdir. Rönesans kuramca ve eleştiricilerine göre bu oyunlar halkın kaba zevkini okşamak için gelişigüzel yazılmıştır. Shakespeare gibi, Lope de Vega gibi çağın büyük yazarlar bu eleştirileri dikkate almamışlardır. Kurallar ne kadar saygın kişilerce savunulmuş olursa olsun, halkın beğenisine ters düştüğü sürece oyun yazarlar için geçersiz olmuştur.

Rönesans tiyatro düşüncesinin odaklandığı konular şunlardır;

-Tiyatro okunmak için değil oynanmak içimdir
-Tiyatro gerçeğe benzerlik göstermelidir
-Tragedya ve komedya birbirinden farklı türlerdir
-Biçimlerde belli kürarlara uyulmalıdır;
-Antik Yunan biçim kalplarına uyulmuştur.
-Üç birlik Kural(Aristoteles);Olayların güneşin doğuşu ve batışı arsanda sırlanması gerekmektedir. Mekan derişmemeli, kişi derişmemelidir. Cervantes İspanyol tiyatrosunu bu kurala uymadığı için eleştirmektedir.
-Tiyatronun görevi eğlendirmek ve eğitmektir.

Rönesans dönemi tiyatro hareketi bakımından çok canlı olsa da tiyatro kuram ve eleştirisine çok az yeni görüş getirmiştir. Düşünceler Antik Yunan ve Latin kuramcıların fikirlerinin uzantısıdır. Kuramcılar eserleri her zaman Horatius ve Aristoteles’in ölçüleri ile eleştirmiş ve değerlendirmiştir. Fakat Rönesans’ın başarılı oyun yazarları bu eleştiri ve uyarıları dikkate almamış ve halkın beğenisi doğrultusunda yazmayı sürdürmüşlerdir.